BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI MI?

0
167

      Son yıllarda, şahsi borçlarımız, milletin borcu, Devletin borcu derken iyi bir muhasebeci, iyi bir matematikçi olduk.

      Öyle bir hale geldik ki; Neyi, nerede yazacağımıza da korkar olduk. Zülfü yâre dokunduk mu hiç beklemediğimiz şimdiye kadar yanından kenarından geçmediğimiz aksine mücadele ettiğimiz ithamlar ile karşılaşmamak mümkün değil. Ama Allahım’a şükürler olsun ki Ülkücü ideolojimiz bizi her türlü kirli fikirlerden bir kalkan gibi bizi korudu. Biz milletimize, Devletimize olan borcumuzu ödemeye devam edeceğiz. Bizim de borcumuz budur. Borcumuz çok olduğu için kamçı da haliyle çok oluyor. Kamçıyı yedikçe yazmaya konuşmaya devam edeceğiz. Devleti, Milleti, Belediyeyi haksız yere borçlandıranların da kamçısı biz olacağız. Bizim kişisel maddi borçlarımız çok fazla problem değil bir şekilde ödenir. Ama milletin, Devletin borçlarının başımıza neler açabileceğini, neler açtığını şöyle bir tarihin sayfalarını karıştırarak yediğimiz kamçıların büyüklüğünü daha iyi anlayabiliriz.

     ‘’II. Abdülhamit, 31 Mayıs 1876 günü tahta çıktı. Abdülaziz’in son yıllarda izlemeye çalıştığı Rusya ile işbirliği siyasetinden vazgeçip tekrar İngiliz- Fransız güdümündeki siyasete döneceği vaat ederek tahtı sağlamlaştırmıştır. İngiliz-Fransız siyasetinin sıkıştırması ile Osmanlı Mebussan Meclisi seçimleri yapıldı.180 Müslüman milletvekili ile birlikte 60 gayrimüslim azınlıklardan da milletvekili meclise girdi. Bu 60 gayrimüslim milletvekili İngiliz ve Fransız menfaatlerini korumak amacı ile meclise sokulmuşlardı.

     İki ay sonra Rusya, Osmanlı Devletine savaş açtı. Tarihimize 93 Harbi diye geçen bu savaş 1877 de başladı. Bu savaşta yenilen Osmanlı İmparatorluğu Batum, Kars ve Ardahan’ı Ruslara bıraktı. Ruslar bununla da yetinmeyip, İstanbul’un göbeğine Yeşilköy’e kadar geldiler. İstanbul’un tamamı gitmek üzere iken Ayastefanos antlaşması yapıldı. Osmanlı ayrıca savaş tazminatı olarak 30 milyon altın ödemeyi kabul etti. Pusuda bekleyen İngiltere devreye girdi. Osmanlı parçalansın ama hiçbir parçası Rusya’ya bırakılmasın istiyordu. Bunun için Osmanlı’ya Kıbrıs karşılığında yardım etmeyi önerdi. Kıbrıs İngilizlere bırakıldı ve Kıbrıs’a İngiliz bayrağı dikildi.

     1875’te Osmanlı Devleti Fransız uyruklu iki Yahudi tefeciden 200 bin altın borç almıştı. II Abdülhamit bu borcu 20 yıl ödeyemedi. Bu borç 750 bin altın oldu. Fransız Devleti bu iki Yahudi tefecinin Fransız uyruklu olduğunu bahane ederek, bu alacağı karşılığında Midilli Adasını istedi. Midilli Adamızı işgal etti. Osmanlı egemenliğine son verdi’’

      Topraklarımızı nasıl kaybettiğimizin iki küçük hikâyesi. Borcumuzun kırbacını ağır ödedik.

        Hala aynı yolda ilerliyoruz. Borçsuz Belediyemiz yok gibi. Çiçek, böcek ekiyorlar borç. Köprü yol yapıyorlar borç. Kaldırımları, yağmur suyu borularını döşüyorlar borç. Sonra marifet yapmışlar gibi alkış istiyorlar. Sonra da bu borcu ödemek için milletin malını, kaynaklarını yabancılara peşkeş çekmek için kılıf arıyorlar. Kaynaklarımızı kullanarak yapmak becerilerini kullanamayan bu yeteneksizler borcu bir marifet sanıyorlar. Birde hiçbir şey yapmadan borçlanan belediyelerimiz var ki onları yazmak bile istemiyorum.

      Geçen günlerde bizim Belediye Başkanımız Ortaköy’deki arazinin satışına kılıf hazırlamak için köylümüzü incitecek bir cümleyi hiç düşünmeden sarf etmiştir.’’Köylü arazisinin yüzde 45 ini İstanbullulara satmış’’diye. Yıllarca iktidar partisi mensubu olarak acaba köylü neden topraklarını satıyor diye bir şey aklına gelmemiş. Kendince satışa kılıf bulmuş.

     Sayın prof. Sen hiç duydun mu başka bir milletin gençliğinden’’KANIMIZ AKSADA ZAFER İSLAMIN’’ diye. Ben Türk milletinin bir ferdi olarak, kendimi ayrıcılıklı buluyorum. Türk milliyetçisi olarak bu günahı seve, seve işliyorum. Senin bu günahı işlememen içinde TÜRK kimliğinden ayrılmanda fayda görüyorum.

   NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE